30 Haziran 2015 Salı

MİMLENDİM #1

     Geçen günlerde blog hayatımda ilk kez Deeptone tarafından mimlendiğimi yazmıştım. (O yazı için tıklayınız.) Bu sefer de Klonbalon arkadaşımız beni mimlemiş. Kendisi blog dünyasında yeni ama çok üretken biri (Bu da şiir gibi oldu J). Bloguna bir göz atmak isterseniz buradan bakabilirsiniz.

     Mim’in konusu “İnternet sektörü neden bu kadar ilgimizi çekiyor?” Bu soruya cevap vermeden önce ben internetle olan maceramı anlatmak istiyorum.

     Öncelikle ben hayatımda bilgisayara ilk kez üniversitede dokundum J Maddi durumumuz eve bilgisayar alacak kadar iyi değildi. İnternet kafeler de o yıllarda günümüzdeki kadar yaygın değildi. Durum böyle olunca üniversiteye kadar bilgisayar görmedim. Üniversitede önce mynet hesabı aldım. Sonra Hotmail hesabı aldım. Hatta bugün kullandığım suleuzundere@hotmail.com adresini o yıllarda almıştım. Arkadaşlarımızla Msn’de yazışırdık. Sonra Facebook çıktı. Ben Facebook’a 2008 yılında üye olmuşum. O zamanlar Facebook İngilizceydi. İngilizce de bilmiyorum. Arkadaş yardımcı oluyordu: “Buradan arkadaş ekleyeceksin. Buradan gruplara üye olacaksın.” diye. Hatta o dönem “Facebook Türkçe olmasın, amele kaynamasın.” Diye bir grup vardı, çok iyi hatırlıyorum. Facebook’un şimdiki halini düşününce İngilizce olarak kalsaydı belki daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

     Üniversitede yurtta kaldığım için istediğim dizileri izleyemezdim. İnternet kafeye gider kulaklıkla Youtube’tan sevdiğim dizileri izlerdim.

     O yıllarda en sevdiğim 2 sayfa İtiraf.com ve Ekşisözlük’tü. Ekşisözlük’te yazan her şeyi okumaya çalışırdım. “Vay be, adamlar ne yazıyorlar.” Diye onlara hayranlık duyardım. Şimdi o Ekşisözlük’ün kalitesi yok maalesef. İtiraf.com desen aylardır girmedim.

     Sonra üniversite bitti, ben öğretmenliğe başladım ve eve hemen bir masaüstü bilgisayar aldım. O günden beri internetten kopamıyorum. Tam Facebook’tu, Twitter’dı, İnstagram’dı sıkıldım derken bu sefer de blog yazmaya başladım. Yine internet bağımlısı oldum. Takip ettiğim bloglar ne yazmış, blogum kaç kez görüntülenmiş, bana yorum yazan var mı diye günde birkaç kez internete girmek istiyorum. Şu an tatilde olduğum için internetim sınırlı ve bu beni sinir ediyor.
Sonuç olarak internete ilgi bitmez diye düşünüyorum. O kadar imkanı olan ve geniş bir alan ki bir siteden sıkılsan başka bir siteyle seni kendine bağlıyor. Çok abartmadıkça bunda bir sorun görmüyorum.

     Sevgili Klonbalon’a beni mimlediği için teşekkürler. Ben de Deeptone, Dilekçe, Maydanoz Salatası ve Sebra Gündoğdu’nu mimliyorum. Tabii onların dışında isteyen herkes bu mim’i cevaplayabilir. Konu internetse bence hepimizin söyleyecek bir şeyleri vardır. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

27 Haziran 2015 Cumartesi

HAZİRAN AYI KİTAP ALIŞVERİŞİM

     Sürekli aynı şeyi söylediğim farkındayım ama ben yine uzun zaman kitap almayacağım diye karar aldıktan sonra yine kitap aldım L Bu sefer haklı bir nedenim var ama. Babil.com Enpara kartı olanlara 100 liraya kadar olan alışverişlerinde %50 indirim yapıyor. Üstelik bunu temmuz ve ağustos aylarında da yapacak. Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi buradan öğrenebilirsiniz. Bu indirimi kaçıramayacağım için hemen bir sipariş verdim. Temmuz ve ağustos aylarında da bu kampanyadan yararlanacağım ama ondan sonra uzun bir süre kitap almayacağım J

     Neler aldığıma hep birlikte bakalım mı?


Ercan Kesal – Peri Gazozu: Bu kitapla ilgili hep olumlu yorumlar okuyorum. Ben de merak ettim aldım.

David Gilmour – Film Kulübü: Sırf isminden dolayı bile alabilirdim bu kitabı. En sevdiğim 2 şey bir arada: Kitap ve film. Filmleri anlatan bir kitap. Daha okumadan bu kitabı seveceğime eminim.

Filiz Aygündüz – Kaç Zil Kaldı Örtmenim: Bir blogda görmüştüm bu kitabı. Anı türündeki kitapları zaten severim. Doğu’da çalışmış bir öğretmenin anılarını da, kendimden bir şeyler bulacağımı düşündüğüm için, seveceğimi düşünüyorum.

Hande Altaylı – Kahperengi: Uzun zamandır merak ettiğim ve okumak istediğim bir kitaptı. Kısmet bu alışverişeymiş.

İlhami Algör – Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku: Bu kitaptan filmi çekildikten sonra haberim oldu. Filmini izlemeden önce kitabını okumak şart.

Hakan Günday - Kinyas ve Kayra: İlk Ezel dizisinde duymuştum bu kitabı. Sonra sık sık karşıma çıktı. Okuyacağım ilk Hakan Günday kitabı olacak. Umarım severim.

Mahir Ünsal Eriş - Olduğu Kadar Güzeldik: Bu kitabı da birkaç blogda gördüm ama kitabı alma nedenim bu değil. Babil.com’a her girdiğimde bu kitabı görüyordum. Sürekli gözüme çarpınca alayım dedim. Yine ilk kez okuyacağım bir yazar.

     

     Babil.com hediye olarak 6 baykuşlu ayraç (baykuşlara bayılırım), bir tükenmez kalem ve bir kitap yollamış. Geçen seferki alışverişimde hiçbir şey yollamadıkları için bu alışverişte de bir şey beklemiyordum.Bu yüzden güzel bir sürpriz oldu. 

     Bu alışverişin içeriği de böyleydi. Bu kitaplardan okuduklarınız var mı? Varsa lütfen yorumlarınızı yazın.

     Önümüzdeki aylarda da kitap alacağımı söylemiştim. Almak istediğim bir sürü kitap var ama iş alma kısmına gelince bazen ne alacağımı şaşırıyorum. Sizden beğendiğiniz, zevkle okuduğunuz kitapları tavsiye olarak yazmanızı istiyorum. Madem böyle bir indirim yakaladım güzel kitaplar alayım ki bir işe yarasın. Önerilerinize açığım. Şimdilik hoşça kalın.Görüşmek üzere. 

24 Haziran 2015 Çarşamba

MAYIS AYI KİTAP ALIŞVERİŞİM

     Herkese merhaba. Okumadığım kitaplar kitaplığımda 3 rafı kapladığı için onları bitirinceye kadar kitap almak istemiyordum ama kitap siteleri benim bu kararımı duymuş gibi arka arkaya indirim yapınca dayanamadım Kitap Yurdu’ndan bir kitap alışverişi yaptım. Aldığım kitaplar bunlar:


Stefan Zweig – Satranç ve Paul Lafargue - Tembellik Hakkı: Bu iki kitabı birçok blogda gördüm. Eleştirilerin çoğu olumluydu. Fiyatları da uygun olunca (Biri 4.90 diğeri 4.20 liraydı) ikisini de aldım. Duyduğuma göre Kırmızı Kedi Yayınları’nın klasikler serisinin bütün kitapları güzelmiş. Belki bütün seriyi alırım.

Jose Saramago - Çatıdaki Pencere: Daha önce hiç okumadığım bir yazar. Bu kitabı bir arkadaşım tavsiye etmişti. Umarım arkadaşımın dediği kadar güzel bir kitaptır.

Vedat Türkali – Fatmagül’ün Suçu Ne: Kırmızı Kedi Yayınları’ndan 3 kitap alınca bu kitabı hediye ettiler. Dizisini düzenli olarak takip ederdim, bakalım kitabı nasılmış?



Fethi Naci – Yüzyılın 100 Türk Romanı: Bir Türkçe öğretmeni olarak bu kitabın kitaplığımda bulunması gerektiğini düşündüm. Okuduğum kitapların eleştirilerine bakarım. Okumadığım kitapları da yavaş yavaş tamamlarım. Bazen hangi kitabı alacağımı şaşırıyorum. Alacağım kitapları bu kitaptan seçebilirim.

Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar: Mektuplardan oluşan kitapları seviyorum. Hele ki bu mektuplar bir yazardan başka bir yazara aşkla yazılmışsa o kitabı zevkle okurum diye düşünüyorum.

Bu kitaplar da Doğan Kitap’ın 5 liralık kampanyasından seçildi:


Emrah Güler - Lost Başucu Kitabı: İlk 3 sezonunu izlediğim, milletin “Lost çok bozdu.” Yorumlarından sonra soğuduğum ve bir türlü bitiremediğim dizinin kitabı. Bu yaz üşenmeyip diziyi bitirebilirsem sonrasında da kitabı okuyacağım.

Nilgün Belgün – Hayat Sen Benimsin: Ünlü insanların hayatlarını okumayı seviyorum. Nilgün Belgün’e çok büyük bir hayranlığım olmasa da bu nedenden bir de kitap 5 lira olduğu için bunu da aldım.

Nilüfer – Hepsi Bu: Yukarıdaki kitap için yazdığım her şey bu kitap için de geçerli.

Kerime Nadir – Hıçkırık: Daha önce hiç Kerime Nadir okumadım. Tabii Hülya Koçyiğit, Ediz Hun ve Kartal Tibet’in başrollerini oynadığı filmini izlemiştim ama kitabını da okumak istedim.

Ayşe Arman – Gezi’nin Güzel İnsanları: Kitap Ayşe Arman’ın Gezi’yle ilgili kişilerle yaptığı röportajlardan oluşuyor. O günlere dair kitaplığımda bir hatıra kalmasını istedim.

Yılmaz Erdoğan – Kelebeğin Rüyası: Kelebeğin Rüyası filminin senaryosu. Henüz filmi izlemediğim için kitabı, filmi izledikten sonra okumayı düşünüyorum.


     Kitap Yurdu kitapların yanında bu ayraçlardan 2 adet yollamış. Kargo Berat Kandili’nin olduğu gün gelmişti. Ben de herhalde dua göndermişler dedim meğer Kebikeç duası diye bir şey varmış. Eskiden el yazması eserlerin kapağına yazılırmış. Böylelikle kitapların böceklerden ve güvelerden korunduğuna inanılırmış. Kitap Yurdu da bu duayı kitap ayracı olarak hazırlamış. Böyle bir duadan haberim yoktu ama hem duadan hem de Kitap Yurdu’nun böyle ince bir düşünceyle bu duayı ayraç olarak hazırlamasından çok hoşlandım. Güzel bir sürpriz oldu.


     Bu alışverişimde bu kitapları aldım. Aralarında okuduklarınız varsa lütfen yorum yazın. Şimdilik hoşça kalın. Görüşmek üzere. 

12 Haziran 2015 Cuma

Çocuklar İçin Güzel Kitap Tavsiyeleri

     
sule uzundere blog kitap tavsiyeleri

    Yurtiçi Kargo Rezaleti ve Güzel Bir Sürpriz başlıklı yazımda iki öğrencime hediye olarak roman aldığımı yazmıştım. Öğrencilerime hem çok beğendiğim için hem farklı bir kitap vermek istediğim için hem de onları biraz zorlasın diye Adam Fawer’dan Empati kitabını aldım (Mükemmel bir kitaptır. Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim). Kitaplar olaylı bir kargo sürecinden sonra elime geçti ve ben o an bir şey fark ettim. Bu kitapta, sadece 2 sayfalığına da olsa, lezbiyen öpüşme ve sevişme sahneleri anlatılıyordu. Bu durumda çocuklara kitabı veremezdim, başım belaya girerdi. Ben de kitapları kendime sakladım ve çocuklara başka bir kitap alamaya karar verdim. Bu sefer emin olmak ve yanlış bir karar vermemek için Facebook’taki kitap gruplarında insanlara danıştım. Kitap Dostları, Kitap Böcüğü, Kitap Yoldaşlığı, Kitap Esintileri sayfalarından birçok insan bana çok güzel önerilerde bulundular. Bu kitapları unutmamak ve ileride yine bir öğrencime (hatta çok ileride kendi çocuğuma) hediye alacağım zaman çok düşünmemek için listeledim. Siz de 5-8. Sınıftaki çocuklarınıza bu kitapları okutabilirsiniz:

*Reşat Nuri Güntekin’den Çalıkuşu da olabilir. Çok güzel bir kitap:)
*Uyumsuz serisi güzel. Çevremde çok fazla 6. Ve 7. Sınıf var. Fantastik roman okumayı çok seviyorlar. Onları bu tür romanlar mutlu ediyor. Bu yüzden size uyumsuz serisini tavsiye ettim. Cinsel içerik yok. Okuduğum en düzgün fantastik romandı.
*Gülten Dayıoğlu'nun Işın Çağı Çocukları
* Çocuk Kalbi - Edmondo de Amicis ya da Aziz Nesin - Şimdiki Çocuklar Harika. İkisini de tavsiye ederim.
 *Gregor serisi var 5 kitap, hoştu.
*John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar. Okumaya en geç kaldığım kitaptır...
* İhtiyar Adam ve Çocuk - Ernest Hemingway olabilir
*Kelile ve Dimne. Yediden yetmişe mutlaka okunmalı. Her sayfası çocuklara bir öğüt. Yahut Dede Korkut . Seviye olarak değil de mutlaka okunması gereken olarak bakmak doğru olacaktır çünkü çocuklar ileride çok büyük ihtimalle bu iki kitabı da okumayacaklar. En azından çok büyük bir kısmı. Bunları okumuş olmaları onlara çok büyük kazanç
*Mavisel Yener'in Dolunay Dedektifleri serisini o yaşlardayken bayılarak okumuştum. Çok eğlenceli bir kitaptır ve hiç sakıncalı bir bölümü yoktur. Seveceklerine eminim. Zaten 12-13 yaş için bir kitap. İncecik de değil ve her sayfasında farklı bir gizem var. Kısacası gizemine kapılıp 1-2 günde bitirecekleri, yaşları için muhteşem bir kitap serisi.
 *Filozof Çocuklar Kulübü şiddetle tavsiyedir.
*Çalınan Sihirli Keman - Rusalka Reh. Oğlum o yaşlara gelsin okutacağım kitaplardan biridir. Ben çok etkilenmiştim.
 *Biz 6. Sınıfta Şimdiki Çocuklar Hârika’yı okumuştuk Aziz Nesin’in. Çok eğlenceliydi.
*Momo’yu alabilirsiniz. Çok uygun olur hatta biz büyükler bile okumalıyız. Ben çok beğenmiştim. Öğrencilere hediye edilebilecek çok güzel bir kitap.
 *Momo muhteşem bir kitap sanırım 100 temel eserden, öğretmenimiz bize bu kitabı okutturmak için çok uğraşmıştı. Okuyanlar da ben de dahil çok beğendik. Ben tavsiye ediyorum.
*Carpe Diem yayınlarında o yaştakilere uygun muazzam kitaplar var. İsim vermeme gerek yok siz seçebilirsiniz.
*Buket Uzuner Gelibolu
*Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler 1/2 Süleyman Bulut
*URSULA POZNANSKİ,'EREBOS' isimli kitabını, rahatlıkla tavsiye edebilirim. Fantastik ve eğlenceli aynı zamanda arkadaşlık da var. En önemlisi hem kız, hem de erkek öğrencilere hitap edebilecek bir kitap.
*Filozof Çocuklar Kulübü Seran Demiral
*Sherlock Holmes ya da Agatha Christie serilerini alabilirsin.
* Jules Verne'den bir kitap alın, 2 Sene Mektep Tatili, Balonla 5 Hafta seyahat, Aya Seyahat, Mişel Strogof (Çarın Habercisi) hangisi olsa fark etmez. Seveceklerdir kitapları.

     Ben çocuklara Küçük Prens kitabını aldım. Hem gerçekten güzel bir kitap hem de güvenli.

     Birçok kişi Şeker Portakalı kitabını tavsiye etmişti. Benim de çocukken severek okuduğum bu kitap maalesef MEB tarafından sakıncalı bulundu ve öğrencilerine bu kitabı okutan öğretmen hakkında soruşturma açıldı. Sebep kitapta küfür olmasıymış. Bundan 5 sene önceki öğrencilerime ben de Şeker Portakalı’nı okutturmuş hatta sınavda sormuştum. İyi ki başıma bir iş gelmemiş J

     Son olarak şunu ekleyeceğim. En sevdiğim yazarlardan olan Reşat Nuri Güntekin’den Çalıkuşu’nu almayı düşündüm. 32 liralık kitap birçok siteden baktığımda en ucuz 26 liraya satılıyordu. Sonra da insanlar, gençler niye kitap okumuyor diyorlar. Türkiye şartlarında bir kitap en pahalı 15 lira olmalıdır. Neyse ,kitapların pahalılığı ayrı bir yazının konusu olsun. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Şimdilik hoşça kalın. 

10 Haziran 2015 Çarşamba

Son Zamanlarda Okuduğum Kitaplar – 3


Paulo Coelho – Aldatmak
     Nisan ayındaki kitap alışverişimde Paulo Coelho’dan Simyacı ve Aldatmak kitaplarını almıştım. Simyacı’yı okudum ve blogumda yazdım. (Okumak için tıklayınız). Şimdi Aldatmak kitabı hakkındaki yorumlarımı yazacağım:

     Kitabımızın başkarakteri Linda adında bir gazeteci. Evli, 2 çocuğu ve rahat bir yaşamı var ama bir gün birdenbire mutlu olmadığını hissediyor. Görünüşte mükemmel olan hayatı ona yetmiyor ve kocasını aldatıyor (Bu bilgi spoiler sayılmaz diye düşünüyorum. Sonuçta kitabın ismi Aldatmak).

     Bir ara kadınların eşlerini aldatması konusu edebiyatta ve sinemada popülerdi biliyorsunuz. Ahmet Altan Aldatmak diye bir kitap yazmıştı. Tam o zamanlarda sinemalarda Richard Gere ve Diane Lane’in başrolünde oynadığı Sadakatsiz filmi gösterimdeydi. Bu yüzde Paulo Coelho’nun kitabı bende sanki modası geçmiş bir konuyu ele almış izlenimi uyandırdı.

     Kitap, her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi, insanı sıkmıyor. Kolay okunuyor. Yalnız olaylar çok hızlı ilerliyor. Ne karakter gelişimi ne de olayların gerçekleşmesi inandırıcı bir şekilde veriliyor. Linda’yı tanımamız, onun mutsuz olduğunu fark etmesi, kendini anlamaya çalışması ve kocasını aldatması 40 sayfa içinde oluyor. Bu durumda karakterle empati kuramıyoruz ve onu anlayamıyoruz.

     Kitap başladığı hızla bitiyor. Kitabın sonu  kitap boyunca aklınıza gelmeyecek bir sürprizle bitiyor. Ben sürpriz sonlara bayılırım ama bu son da inandırıcı bir şekilde verilememiş. Kitap boyunca bu sonla alakalı en ufak bir ipucu yok. Bu durumda kitabı bitirdiğinizde “Ne alaka?” diyorsunuz.

     Yine her Paulo Coelho kitabında olduğu gibi kitapta birçok güzel cümle vardı, ben de bol bol o cümlelerin altını çizdim.

     Sonuç olarak Ahmet Altan’ın Aldatmak kitabının bu kitaptan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Bazen kim olduğumuzu bulmamız için kendimizi kaybetmemiş gerekir.

2.Bugün her şeyin değişeceği korkusuyla her şeyin son nefesime dek aynı kalacağı korkusu arasında bölünmüş bir kadınım ben.

3.Kâbustan farksız olmasaydı rüya bile diyebilirdim buna çünkü ondan aşağı kalmamak adına kendime yüklediğim sorumluluk müthiş bir baskı yapıyor.

4.Her gün bir bilgi yağmuruna tutuluyoruz: makyajlı ergen kızların kadın kılığına girerek ebedi güzellik vaat eden mucizevi güzellik ürünlerini sundukları reklam afişleri; evlilik yıldönümlerini kutlamak için Everest’e tırmanan ihtiyar bir çift; yeni model masaj aletlerinin ilanları; zayıflama ürünleriyle dolup taşan eczane vitrinleri; hayatı olduğundan farklı gösteren filmler; müthiş sonuçlar vaat eden kitaplar; kariyerde yükselmek ya da iç huzuru bulmak konusunda insanlara öğütler veren uzmanlar. Bütün bunlar yüzünden kendimizi yaşlı hissediyoruz, maceradan yoksun yaşamlar sürüyoruz, bu esnada cildimiz pörsüyor, fazla kilolar kontrolsüzce birikmeye başlıyor, sırf “Olgunluk” adını verdiğimiz şeye ters diye duygularımızı ve arzularımızı bastırmaya zorlanıyoruz.

Maruz kaldığın bilgileri ayıkla. Gözlerinle kulaklarına birer süzgeç takıp sadece kendini kötü hissetmemeni sağlayacak şeylerin geçmesine izin ver çünkü günlük işler zaten kendimizi kötü hissetmemiz için yeterli.

5.Altı ay önce çamaşır makinemizi yenileyince çamaşırhanemizin tesisatını değiştirmemiz gerekti. Yerdeki döşemeyi değiştirmek ve duvarları yeniden boyatmak zorunda kaldık. İş bittiğinde çamaşırhanemiz mutfağımızdan daha güzel oldu.

Bir taraf yeniyken diğeri sırıtmasın diye mutfağı da yeniledik. Derken salonun eski kaldığını düşündük. Salonu da yeniledik ama orası yenilenince neredeyse on senedir değişiklik yüzü görmeyen çalışma odası gözümüze batmaya başladı.
Çalışma odasını da yeniledik. Yavaş yavaş değişiklikler evin tamamına yayıldı.

Umarım hayatımda da aynısı tekrarlanır, küçük şeyler büyük dönüşümlere sebep olur.

6.Vaktinde sen de eşini aldattığını bildiğin kişilere lanet okumuş, başka ülkede yaşasaydı taşlanırlardı diye düşünmüştün. Ta ki bir gün kendi başına gelene dek. O zaman tutumunu aklamak için milyon tane bahane bulursun, kısacık bir süre için de olsa mutlu olmayı hak ettiğini söylersin.


Gary Small – Gigi Vorgan – Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
     Kitabın ilk baskısı 2013 yılında olsa da bu kitabı son zamanlarda çok sık görmeye başladım. Hem herkesin bu kitabı okuması hem anı türündeki kitapları sevmem hem de psikolojik olayların anlatılması nedeniyle nisan ayındaki kitap alışverişimde bu kitabı da aldım ve okudum.

     Kitabın kapağında “En sıra dışı vakalar” deyince insanın beklentisi yükseliyor. Ben, hayatımda ilk defa duyacağım, inanamayacağım olayları okuyacağımı düşünmüştüm ama kitapta bir tane bile beni çok şaşırtan vaka yoktu. Sonuçta ben 8 sezon House izlemiş insanımJ Gerçi oradaki hastalıklar bedenseldi ama o vakaları ve çözülüş şekillerini gördükten sonra Bir Psikiyatristin Gizli Defteri beni çok etkilemedi. Kitabın son başlığı “Sahte Psikiyatrist” kısmında eğer olay tahmin ettiğim gibi gerçekleşseydi işte o zaman şoke olurdum ve kitap için güzel bir son olurdu ama o bölüm de tahmin ettiğim gibi çıkmadı.

     Yazar bir yandan vakaları anlatırken bir yandan da kendi hayatının ilerleyişini anlatıyor. Bu da okurken insanı sıkmıyor ve sizi anlamadığınız tıbbi terimlere boğmuyor. Eğer psikoloji türünü seviyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz.


Albert Camus – Yabancı
     1957yılında Nobel edebiyat ödülünü alan bu kitabı ben mayıs ayında okudum. Kitap (Arka kapaktaki yazıdan alıntı yapıyorum.) “Bir Arap’ı öldüren ama bu suçtan çok, gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için dışlanan bir ‘yabancı’ aracılığıyla 20. Yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşmayı” anlatıyor.

     Kitabın başkarakteri Meursault uzun zamandır görmediğim kadar başarılı bir karakterdi. Kitaptan çok karakterden etkilendim diyebilirim. Bazen onun gibi düşündüğümü fark ettim, bazen ondan nefret ettim, bazen onu haklı buldum, bazen ona çok kızdım vb. Uzun zamandır bana bu kadar farklı duyguyu yaşatan bir kitap karakteriyle karşılaşmamıştım. Bu nedenle kitabı okuduğum için çok memnun kaldım. Sadece kitabın daha farklı bitmesini isterdim.

     Nobel edebiyat ödülünü almış, klasik ve güzel bir roman okumak isterseniz Yabancı’yı tavsiye ederim. Zaten 110 sayfalık kitabı isterseniz bir günde bitirebilirsiniz.

ALTINI ÇİZDİKLERİM:
1.Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi, ona hak veriyormuş gibi yaparım, bu sefer de öyle yaptım.

2.Fakat herkes bilir ki hayat, yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir.

8 Haziran 2015 Pazartesi

Sarah Jio Kitapları ve Kadınları

     Çevremde ben her zaman en çok kitap okuyan, kitapları ve yazarları en iyi tanıyan, insanlara kitap tavsiyesi veren biri olmuştum. Ta ki bu yıla kadar. Çevremdeki herkes Sarah Jio diye bir yazardan bahsederken ve onun kitaplarını arka arkaya okurken ben olaya Fransız kaldım. Yazarın hiçbir kitabını okumadığım gibi adını bile duymamıştım. Tabii bu durumu gururuma yediremediğimden (J) hemen yazarın 2 kitabını alıp okudum.


     Sarah Jio’nun okuduğum ilk kitabı Böğürtlen Kışı’ydı. Kitabın özeti(Arka kapaktan alıntıdır) : "Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Daniel'ı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Daniel'ın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.

Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Vera'yla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…"


     Yazarın ikinci olarak Mart Menekşeleri kitabını okudum. Kitabın özeti (Arka kapaktan alıntıdır): "Gerçek aşkı yaşadığına inanan ünlü yazar Emily Wilson, kocasının başka bir kadını ona tercih ettiğini öğrenince, hayal kırıklığına uğrar. Tüm bu olanlara rağmen yine de tek bir damla gözyaşı dökmez. 

Büyük yengesi Bee, Mart ayını Bainbridge Adası'nda geçirmesi için onu davet eder. Emily ruhunda açılan yaraların iyileşmesi umuduyla, bu teklifi kabul eder. 

Adanın mistik havasıyla huzuru yakalamaya çalışan Emily, 1943 yılında yazılmış kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlük onu geçmişin tozlu sayfalarına hapsolan gerçek bir aşk hikâyesine ve altmış yıllık bir aile sırrına götürecektir..." 

     Açıkçası ben Sarah Jio’yu da kitaplarını da çok sevmedim. Belki de herkes bayıla bayıla okuduğundan ve çok övdüğünden beklentilerim yükseldi ama yazar bende “Bütün kitaplarını okumalıyım.” duygusu uyandırmadı. Bir de yazarın iki kitabı da birbirine çok benziyordu. Evliliğinde sorun yaşayan iki kadın bir şekilde geçmişte yaşanmış bir hikayeyi bulurlar. Geçmiş ve günümüz paralel şekilde ilerlerken bir yerde olaylar kesişir. İki kitap da bu temel üzerine kurulmuş.

     Yazarın en önemli ve sanırım okuyucular tarafından en çok sevilen özelliği kitaplarının sonunda okuyucuyu şaşırtması. Ben Böğürtlen Kışı’nda kitabın sonunu 150. Sayfadayken anladım. Mart Menekşeleri’nde de ne olacağını az çok anladım ama kim kimdir kısmını tutturamadım. Yani bu açıdan da beni etkilemedi.

     Bir daha Sarah Jio okuyacağımı düşünmüyorum. Eğer bu iki kitap dışında çok iyi diyebileceğiniz bir kitabı varsa lütfen yazın. Ön yargılı davranarak güzel bir kitap okuma fırsatını kaçırmak istemem.

     Bundan sonrası Böğürtlen Kışı ve Mart Menekşeleri kitapları için ağır spoiler içerir. Kitapları okumayanlar buradan sonrasını okumasınlar.

     Sizi bilmem ama ben kitabın ana karakterini sevmiyorsam kitabı da sevemiyorum. Yazarın kitapları hakkında bu kadar olumsuz konuşmamın nedeni de iki kitaptaki baş karakterlerden nefret etmem. Anlatayım.

     Böğürtlen Kışı’ndaki Vera fakirlikten ölüyor. Zengin, yakışıklı, iyi kalpli ve onu seven bir erkek buluyor. Sırf o adamın kız kardeşi “Siz farklı dünyaların insanlarısınız. Bir arada olmanız imkansız.” dedi diye adamı terk ediyor. Üstelik onun bebeğine hamile ve adama bunu söylemiyor bile. Aradan 4-5 sene geçiyor. Çocuğu da kendi gibi sefil ediyor. Sonra çocuğu kaybolunca aradan geçen uzun yıllara rağmen hem yardım istemek hem de belki tekrar beraber oluruz umuduyla adama gidiyor. Adam artık evli olduğunu söyleyince bu da gidip intihar ediyor. Halbuki aklını kullansa en başta adamla evlenip mutlu bir hayat sürebilirdi.

     Mart Menekşeleri’ndeki Esther daha salak. Elliot gibi mükemmel bir adamla nişanlıyken bir yanlış anlama sonucu onu terk ediyor. Adamı dinlemiyor bile. Sonra gidiyor başka bir adamla evleniyor. Evlendiği adam da dünya iyisi (Zaten böylelerinin şansına hep iyiler denk gelir). Sonra bu, kocasını Elliot ile aldatıp bir de Elliot’tan hamile kalıyor. Kocası ihanetini öğrenip onu evden atınca Elliot’un yanına gittiğinde onu arkadaşı Frances’le görünce “Vay siz bunu bana nasıl yaparsınız?” triplerine giriyor. Buraya kadar hadi neyse. Bir de kendine öldü süsü vererek insanlara vicdan azabı çektiriyor. Elliot’tan kızını, kızından babasını esirgiyor ve dünyayı gezerek hayatını yaşıyor. Peki bunları yaparken ona kim yardım ediyor? Ona deli gibi aşık olan bir başka erkek L

     Bu Esther’den kitap boyunca “Çok iyiydi. Mükemmeldi. Onu her gün özlüyorum.” diye bahsedilince ben kafayı yedim. Kadın bencilin tekiymiş. Kendinde her şeyi yapacak ve insanların hayatını mahvedecek davranışları gerçekleştirme hakkını görmüş. Bir de mağdur ayağına yatıyor. Neyse, daha fazla yazmayayım sinirlerim bozuluyor L


     İki kitapta da aptal kadınların bize gururlu diye tutturulmasına sinir oldum. Yazarın diğer kitaplarındaki kadın karakterler de böyleyse ben hiç boş yere diğer kitaplarını okumayayım. Güçlü kadın karakterler okumak istiyorum. 

7 Haziran 2015 Pazar

BEN KÜÇÜKKEN MİMİ

     Sevgili Deeptone beni mimlemiş. 1 yıllık blog hayatımda ilk kez mimlendiğim için mutluyum J Güzel bir hismiş. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.

     Ben zaten “Ben Çocukken” diye bir yazı yazmıştım. Onu da okumanızı tavsiye ederim. Gelelim benim küçüklüğüme:

Ben küçükken hatta yeni doğmuş bir bebekken yemek borum tıkalıymış. Beni doktora götürmüşler. Boğazıma bir hortum sokmuş ve yemek borumu açmış. Şu anki iştahımı ben o doktora bağlıyorum. Hortumu fazla sokunca yemek borum fazla açılmış. Bu yüzden ben de bu kadar çok yiyorum J

Ben küçükken bence dünyanın en güzel mesleği bakkallıktı. Düşünsene bir dükkan dolusu yiyeceğin var. Babama bakkal olmasını istediğimi söylediğimde “Ben sigaraları bitiririm. Annen çekirdekleri, sen ve kardeşin de çikolataları bitirirsiniz. Biz batarız.” diye bana karşı çıkmıştı L

Ben küçükken bakkal veresiye verirdi. Bizde veresiye defteri yoktu, sadece bakkal yazardı. Ben de canım sıkıldıkça bakkala gidip çikolata, şeker, bisküvi alırdım. Ay başında babamlar hesabı kapatmaya gider, bakkalın yüzüne bir şey söyleyemez ama dönüşte “Biz bu kadar çok alışveriş yaptık mı? Bu adam sanki borcu kabartıyor.” derlerdi. Ben de hiç sesimi çıkarmazdım J

Ben küçükken çok uslu bir çocukmuşum. 1-2 yaşlarında bile öyle annemin yanında otururmuşum. “Bu yürüyemiyor mu?” derlermiş.

Ben küçükken televizyon izlemeyi çok severdim. Hiç öyle sokakta oyun falan oynamazdım(Tabii bunda cadde üzerinde oturmamızın da etkisi vardı). Annem beni evde tek başına bırakır, pazara gider gelirdi. Bir şey olmazdı, ben öyle televizyon izlerdim.

Ben küçükken Mahsun Kırmızıgül hayranıydım. Yıkılmadım ve Yoruldum kasetlerini almıştım ki bizde kasetçalar bile yoktu. Kuzenimin yanına gider kasetleri onlarda dinlerdim. Mahsun Kırmızıgül’ün kartpostallarını ve posterini de almıştım J Atilla Taş’ı da severdim ben. Kasetini almıştım, Star TV’de yayınlanan Zennube dizisine bayılırdım ve Kral Tv Top 20 listesini telefonla arayarak Atilla Taş’a 2 oy vermiştim (4 yaşındayken Leonard Cohen dinleyen Dilekçe’ye selam olsun J).

Ben küçükken kuzenimle evde birdirbir oynarken sağ kolumu kırmıştım. Tam onun üstünden atlayacakken birden yere yatmıştı, ben de yere düşmüştüm. Kolum alçılı gezmiştim 1 ay. Okula gitmem diye sevinmiştim ama kolum alçılı gitmiştim gene. Hatta hayat bilgisi sınavında bütün sınıf yazılı olduktan sonra hoca beni çağırmıştı. Soruları sözlü olarak yanıtlamış ve 100 almıştım. O zaman kendimle gurur duymuştum J

Ben küçükken her yaz bitlenirdim J Bir sene saçlarımı uzatır, yazın bitlenince kestirirdim. Çocukluk fotoğraflarım hep kısa saçlıdır.

     Evet, küçüklüğüme dair aklıma gelenler bunlar. Normalde mim ve anketleri isteyen herkes yapsın diye bitiririm ama insanın adıyla mimlenmesi güzel oluyormuş J Bu yüzden ben de birkaç arkadaşımın ismini yazayım. Eğer arada unuttuklarım olursa kusuruma bakmayın, mesaj atın sizi de ekleyeyim.

     Bu mimi cevaplamasını istediğim arkadaşlar: Sebra Gündoğdu, Aslıhan Tuna, Kitap Cumhuriyetim, Beauty Beybi, The Ruj , Mustafa Öz, Gökhan Uzundere, Gülseren Özkursun , Yeşim Çayıroğlu, Hatice Yazıcı, Seher Aydın, Sevdicann . 


     Benden şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

6 Haziran 2015 Cumartesi

TAVSİYE DEFTERİM VE KOZMETİK ALIŞVERİŞİM

     Herkese merhaba. Ben bir tavsiye defteri yaptım kendime. Düzenli olarak blog okumaya başladıktan sonra birçok kişinin kozmetik, kitap, film, dizi, ürün vb. konularda önerilerini okudum ve bir süre sonra kafam karıştı. Bütün önerileri aklımda tutamayacağım için bunları yazmaya karar verdim. Hem eğer tavsiye edilenden memnun kalırsam onu tavsiye eden bloggere de bir teşekkür ederim dedim. Böylece ilgimi çeken önerileri yazmaya başladım. Defterimden birkaç sayfayı göstereyim:


     Kitap, film, dizi konularında boş değilim ama kozmetik ve bakım konularında o kadar da iyi değilim. Bu yüzden bu konuda yazan bloggerlerin tavsiyeleri benim için çok önemli.

     Birkaç ürüne ihtiyacım oldu. Ben de bunları önce internetten almayı düşündüm ama kargo ödemek istemedim. Bu yüzden internetten vazgeçip Midyat’taki yerel bir kozmetikçiye gidip aşağıdaki ürünleri aldım.


     Neler aldığımı ve neden aldığımı kısaca anlatayım. Ürünleri kullandıkça yine blogumda yazarım. Belki benim de birilerine bir faydam dokunur.


    1.  Nivea Deodorant: Daha önce Rexona ve Nivea’nın farklı deodorantlarını kullandım ama hiçbirinden bu kadar verim almadım. En beğendiğim deodorant bu oldu. Baktım evdeki kutu bitmeye yakın, gittim hemen 2 kutu daha aldım. Kutusu: 7 lira.


    2.  Loreal Besleyici Altın Göz Kremi: Yaşım 27,5 J Ağustosta 28 olacağım ama cildime şimdiye kadar doğru dürüst bakmadığım için 30 yaş üstü ürünleri kullanmaya başlamaya karar verdim. İlk defa göz çevresi için krem aldım kendime. Aslında sizlerden marka tavsiyesi isteyecektim ama alışveriş işi birden olunca ne alacağımı bilmeden gittim ve ismine güvenerek Loreal aldım. Bunu bir deneyeyim, memnun kalmazsam yine size başvururum. Fiyatı: 30 lira.

    3.  Clean&Clear Advantage Akne Jeli: İtsusgizcis blogunda görmüştüm bu ürünü. Tabii ki sivilceyi yok etmiyor ama sivilceleri 4 saat içinde kurutmayı ve acısını dindirmeyi vaat ediyor. Bu da benim için yeterli. Yaş neredeyse 30 olacak hâlâ bazen ergenlik sivilcesi gibi sivilceler çıkıyor cildimde. Bu gibi durumlarda kullanırım. Fiyatı: 10 lira.


    4.  Vaseline Aloe Vera Özlü Vücut Kremi: Vaseline markasını son zamanlarda birçok blogda gördüm ve hepsi de markadan övgüyle bahsediyordu. Hatta hiçbir olumsuz yorum okuduğumu hatırlamıyorum. Bu yüzden vücut kremim bitince ilk tercihim Vaseline markası oldu. Bu markanın sprey tarzında ürünleri de var. Şüphesiz onu kullanmak hem daha kolay hem de daha sağlıklı olurdu ama satıcı 190 ml’lik sprey kutuya da bu 350 ml’lik kutuya da 15 lira deyince daha çok var diye bunu aldım (Biraz çingenelik yaptım yani J). Bu arada bu ürünün internette 10 liraya satıldığını görünce biraz moralim bozuldu ama neyse, sağlık olsun diyelim.

    5.  Coppertone Lip Balm: Bir lip balm almak istiyordum. Satıcı bunu tavsiye edince bir deneyeyim dedim ve aldım. Markayı daha önce hiç duymadım ama umarım iyi çıkar. Fiyatı: 5 lira.

        Aldığım ürünler bunlardı. Aralarında kullandıklarınız varsa lütfen yorumlarınızı yazın. Eğer bana önerebileceğiniz ürünler varsa onları da duymak isterim. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın. 

5 Haziran 2015 Cuma

HAZİRAN AYI ŞARKI LİSTEM

     Her ay size içimden gelen 10 şarkılık bir liste yapacağımı söylemiştim. (Mayıs ayı listesi için tıklayabilirsiniz) Haziran listem aşağıdaki gibi şekillendi:

1.Mustafa Sandal – Beni Ağlatma: Galatasaray’ımın şampiyonluk kutlamasında sık sık “Fener Ağlama” marşını duymuşsunuzdur. Yok, onu paylaşmayacağım J Bu şarkının orijinali Mustafa Sandal’dan Beni Ağlatma’dır. Şampiyonluk bahanesiyle bu güzel şarkıyı hatırladığım için mutluyum. Yaşasın 90’lar pop müziği J

2.Gülşen– Bangır Bangır: Gülşen’i çok sevmem aslında, itici bulurum ama bazen güzel şarkılar yapıyor. Bangır Bangır da onlardan biri. İlk dinlenildiğinde bile sevilen şarkılardan. Bu yazın şarkısı bence belli olmuştur.

3.Vega- Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı: Bu şarkıyı ilk üniversitedeyken duymuştum sanırım. O zamandan beri çok severim. Bu arada Vega hâlâ müzik yapıyor mu? Ben kendilerinden uzun zamandır bir haber almadım. Umarım müzikten kopmamışlardır.

4.Asu Maralman – Sigaramın Dumanı: Bu şarkıyı ilk kez Kaybedenler Kulübü’nde duymuştum. Bence filmin en güzel sahnesinde çalıyordu (O sahneyi izlemek isteyenler tıklayabilir). O günden beri bu şarkıyı çok severim ve belki de filmin etkisinden dolayı bağıra bağıra söylemek çok hoşuma gider J

5.Barış Manço – Ölüm Allah’ın Emri: Bu şarkıyı da ilk kez Zaman Makinesi 1973 filminde duymuştum. Evet, filmlerde çalan müzikler benim için çok önemlidir ve filmler sayesinde birçok güzel şarkı keşfettim, keşfediyorum. Barış Manço şarkılarını zaten çok severim, hoş kim sevmez, bu şarkı da çok güzel. Bu arada Zaman Makinesi 1973’ü izlemediyseniz tavsiye ederim. Çok popüler olmadı ama son dönem Türk komedi filmleri içinde en iyi örneklerden biriydi. Gürgen Öz her zamanki gibi komedide çok başarılı.

6.Bee Gees – Stayin’ Alive: Bu şarkının gelmiş geçmiş en güzel şarkı olabileceğini düşünüyorum, ciddiyim. Şarkının müziği, adamın ses tonu(o tipten nasıl öyle bir ses çıkıyor hâlâ inanamıyorum.) ve klip üçü de mükemmel. Bu şarkıyı sadece dinlerseniz kendinize çok büyük bir haksızlık yapmış olursunuz. Mutlaka klibini izleyin. 70’ler diyorum ve susuyorum J

7.Crazy In Love: Madem hep film müziklerinden gittik bir de yabancı örnek verelim. Grinin 50 Tonu filmi için coverlanan Crazy In Love’ın bu hâlini çok sevdim. Gerçi Beyonce’nin yorumunu da severdim ama bu hâli daha kışkırtıcı olmuş. Bu arada filmi hâlâ izlemedim. Eğer nete kaliteli versiyonu düşmüşse bu hafta izlemeyi düşünüyorum.

8.Justin Timberlake – Suit: Eğer bir ergen olsaydım ve bir ünlüye aşık olacak olsaydım bu kişi kesinlikle Justin Timberlake olurdu. Justin Timberlake gibi bir adam dururken Justin Bieber’a hayran olan gençlerimizden maalesef gelecek adına pek umutlu değilim L Bu da Justin’in en sevdiğim şarkısı değil ama en son bunu dinlediğimden bunu koydum. Bakarsınız her ay ondan bir şarkı koyarım.

9.Elveda Rumeli – Jarnana: Elveda Rumeli dizisinin bu şarkısını ben çok severdim ama tamamen unutmuşum. Geçen gün Matrax’ta Zeki Kayahan Coşkun çaldı bu şarkıyı, oradan aklıma geldi. Bu arada Elveda Rumeli ne güzel bir diziydi. Keşke erken final yaptırmasalardı da dizi bütün hikayesini anlatabilseydi.

10.Beter Ali - Domur: Ya bu ay resmen dizi-film soundtracki gibi oldu. Keşke en başta böyle bir konsept belirleyip bütün şarkıları ona göre seçseydim ama neyse. Şimdi yazdığım diğer yazıları silmeye kıyamam. Yazıma son verirken sizleri Beter Ali’nin müzik şöleniyle baş başa bırakıyorum J


     Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...